5.12.2008

Mince pie- Noel keki


Bu tarif ingilizlerin meşhur noel keki, porsiyonluk muffin kaplarında hazırlanıyor ve Londra günlerimi, canım Seda'mı hatırlatıyor. Seveceksiniz ancak mince meat bulmanız lazım. Bir kavanozda elma,üzüm ve çeşitli baharatların karışımı istenirse de evde yapılabilir ama yapması nispeten zahmetli.


Hamur için,
A malzemeleri
175 gr un
30 gr ince öğütülmüş badem
65 gr pudra şekeri
bir çimdik tuz
B malzemeleri
125 gr soğuk küp kesilmiş tereyağı
2 yumurta sarısı 1 tatlı kaşığı soğuk su ile çırpılmış

İç Malzemesi
200 gr mince meat
C malzemeleri
2 büyük yumurta
90 gr şeker
90 gr tereyağı eritilmiş
90 gr ince öğütülmüş badem
4 kaşık badem kırığı

2X12 muffin kabı

A malzemelerini bir kapta karıştırın ve sonra tereyağ ile ovalayın. Azar azar suyla çırpılmış yumurta sarısını ekleyin. İkiye bölün strech film ile sarıp 30 dk buzdolabında bekletin. Çıkartıp açın ve tepsiye yerleştirin ve 15 dk daha buzdolabında koyun.
Fırını 200 dereceye ısıtın.
Her bir muffin kabına konmuş hamurun içine 1 kahve kaşığı mince meat koyun. Bir kapta yumurta ve şekeri çırpın, bademi ekleyin üzerine tereyağı koyup karıştırın. Bu karışımdan bir kaşık alıp her muffinin üstünü kapatın. Üzerini bademle dekore edin. Altın sarısı renk alana kadar yaklaşık 15 dk pişirin.

Fırından çıkınca pudra şekeri serpebilirsiniz.

4.12.2008

Requiem for a loss of innocence and a friend

Sürekli seçimler yapıyoruz hayatımızda ne kadarı özgür irade ile tartışılır. Korunaklı geri çekile çekile bir avuç kalmış serbest alanımızda kaybetme korkusuyla yapılan özgür seçimler !!! Yaşadığımız tecrübelerin olumsuz sonuçları bizi daha da korkak yapıyor. Kaybetme, kırılma, kırma, üzülme, fırtınalara karşı ayakta kalabilme korkuları. Oysa her sonuç kötü olmuyor ancak sadece kötülerin derin izleri kalıyor. Bu noktada korkaklarda kabulümdür bende korkağım. Sadece gözden çıkarılan tarafsanız acıtır ama çoğu zamanda daha fazla acıtılmanın önlemidir. Yıllarca kendimizi oluştururuz, okuruz, seyrederiz, etkileniriz, yazarız, ağlarız, güleriz, çocuğumuz olur, sevgililerimiz ve nihayetinde eşimiz. Huzurumuzu da buluruz çünkü vazgeçeriz, risk almaktan ve beklentilerden vazgeçince sukünet kaçınılmaz. Bu rehavetin içinde gün gelir bir rüzgar sizi bulur hafif meltem, geçmişten unuttuğunuz, derinlerde kalmış, şaşırırsınız, hatırlarsınız yavaşça, rüzgar tırmanır, beslenme aynı kaynaklardan gerçekleşmiştir hayret edersiniz bu derece paralelliğe, dostluğa, iletişime, rüzgar yükselir, kreşendo, orda o anın sessizliği ve derinliğinde bir seçim yapmanız gerekir özgür iradenizle, tek dişi kalmış, hırpalanmış, kuyuya kapattığınız iradenizle, rüzgara dayanamayan cılız ateşinizle... Korkmayın cılız bir ateşi söndürmek kontrolsüz yangınları söndürmekten kolaydır, yeğdir. Dönün yine kitaplarınıza, hüzünlü ağıt müziklerinize, ilgilerinize kimsenin ilgilenmediği ve beklemeye devam edin bir gün küllerinizden yeniden doğmaya...Belki sadece 24 yıl daha beklersiniz nedir ki sadece bir ömür...

1.12.2008

Normandiya evi, balzamikli soğan, pazar günü



Güzel bir pazar günü için dostlar, iyi yemek ve şarap, konyak, sıcacık bir şömine, mırıldayan kedi, evin etrafında ağaçlar, müzik ve enerji küpü oğlum...Sağda sofrayı yeniden düzenlerken görülen Leonardo!

















Balzamikle pişirilmiş minik soğanlar parma jambonu ve permesanla servis ediliyor, yanına pinot gris bourgogne beyaz şarabı mammamia!!! Yemekle pinot noir yine bourgogne kırmızı şarap mükemmeliyet için...Mırıldayan kedi şömine önü kahve, çikolata ve calvados'la...1820 lerde inşa edilmiş normandiya evi ve elma ağacı dolu bahçesi...Normandiya'lılar yemek ısıtmak için sömine yanına böyle bir düzenek kurmuşlar. Alta köz koyup üstte yemek yada tabakları ısıtabiliyorsunuz.

Bu güzel pazar günü için Jan ve Mike Bradshaw'a teşekkürler...
Not: Leonardo melek kadar usluydu gitmeden son 15 dakika önce kırdığı kristal likör bardağını saymazsak :)

MPT2

Ermenilerin zeytinyağlı dolmaya "mahsus dolma" dediklerini öğrendim. Onlarda etli lahana dolması hazırlamıştı. Mazlum halkların insanları hep mazlum. Geceyi düzenleyen öğretmenimiz bir misyon insanı olarak çok eğlendi! İçki yoktu kimse kaynaşamadı Çeçenler, Ermeniler, Araplar, Somalililer bir gruptu, Ukraynalılar, İngilizler, Slovaklar ve biz bir grup. Hüznün ağır bastığı bir gece...İyiki çocuklar vardı onlar eğlendi. Bir ara çeçen ile endenozyalı çocuk arasında kavga çıktı çeçen kazandı. Bir arap çocuk Leonardo'yu itti, bir Çeçen kız çocuğu elinden tutup zorla götürmeye kalktı o sırada başka bir kız çocuğu geldi halka olup döndüler çok şekerdi. Ukraynalı 1.80 kadın yılan dansı yaptı. Müzik Boney M, Jonny Holiday gibi bayıcı müziklerdi. Alkol yoksa Boney M var ortamı ateşlemeye yeter! Hatta "life is life bile" çaldı ortaokuldaydı galiba konserine gitmiştik Fulden, Hilmiye filan...Öf öf yani..



















Maison Pour Tous İyiniyetli bir gece



İngilizce, fransızca,türkçe balık isimleri
















ahtapot
poulpe
octupus
balık
poisson
fish
balıkçı
pecheur
fisherman
barbunya
rouget barbet

çipura
dorade
gilt sea bream
deniz kestanesi
oursin
sea urchin
dil balığı
sole
sole

dulger  saint pierre john dorry
fener balığı lotte,baudroie




monkfish,anglerfish
hamsi
anchois
anchovy
istiridye
huitre
oyster



kalamar
calamar, calmar, supion
squid
kalkan
turbot

karides
crevette
shrimp
kaya balığı
gobiidae
goby
kefal
mulet
grey mullet
kerevit
ecrevisse
crayfish
kerevit
écrevisse
fresh water cray fish
kılçık
arete
fish bone
kılıç balığı
espadon
sword fish
kırlangıç
grondin
tubgurned
köpek balığı
requin
shark
kum midyesi
palourde, clovisse
clam
levrek
bar, loup de mer
sea bass
lüfer
tassergal
bluefish
manta
raie
ray
mezgit
merlan
whiting
midye
moule
mussel
morina
cabillaud,morue
cod
orfoz
merou
grouper
örümcek yengeci
araignee de mer
spider crab
palamut
sarda
bonito
sardalya
sardine
sardine
somon
saumon
salmon
sübye
seiche
cuttlefish
tatlı su balığı
poisson d'eau douce
fresh water fish
tatlısu levreği
perche
perche
tekir
surmulet
striped red mullet
ton
thon
tuna
uskumru
maquereau
mackerel
yengeç
crab
crab

29.11.2008

Dead dad, Ron Mueck, Rüya


Dün akşam rüyamda çinli kız arkadaşımla Wai ile, sanırım Amerika'da bir shopping mall'dayız.O sadece hızlı hızlı yürüyor ama ben etrafı seyretmek ve dükkanlara girmek istiyorum. Derken bir sanat galerisi/atölye görüyorum, kapısında altın rengi takım elbise giymiş bir adam, aaa ben bu adamı tanıyorum 1997'de Londra'da gördüğüm "Sensation" sergisinde çok etkilendiğim "dead dad" modeli yapan sanatçı. Gülümseyip dikkatini çekmeye çalışıyorum fransızca, ingilizce ve türkçe merhaba diyorum. Oda dönüyor ve gülüyor normalde grumpie'lerle ilgilenmem ama sen ilgimi çektin diyor. Sohbet etmeye başlıyoruz, yaptığı çalışmadan ne kadar etkilendiğim anlatıyorum. Sonra bana sarılıyor, yere uzanıyoruz alışveriş merkezinin ortasında ! tavandan yıldızlar gözüküyor yanyana uzanmış sohbet ediyoruz. Atölyesinden çalışanlar cama yapışmış bize bakıyor, sağımızdan solumuzdan insanlar geçiyor hızlıca aldırmıyoruz. Security geliyor kalkmamız lazımmış. Çinli kadın çok kızıyor gidiyor, arkasından gitmem lazım kaybolur yoksa. Sanatçı adam arkamdan geliyor ne zaman görüşeceğiz diye soruyor kapının önünde yine sarılıyoruz, hava soğuk, gökyüzü gri, akşamüstü galiba, üşüyeceksin içeri gir diyorum, çok ama çok mutluyum. Bu kadar hayran olduğum bu adam beni ilginç buluyor..

Sanatçının adı Ron Mueck rüyamda ne arıyor bilmiyorum...





Gotik şölen, trompette de la mort


Günlerdir kafamda dönen Dante'nin İlahi Komedyası, Gustave Dore'nin İnferno'su, metafor olarak kuyu, erotizm ve ölüm, karanlıklar, fin anlatıları sonucu bugün Cherbourg pazarına gidince ilgimi Trompette de la Mort(Ölümün trompeti) adlı mantar çekti. Tahmin edebileceğiniz gibi siyah ve tropete benzeyen bir mantar bu. Gotik bir yemek şöleni düzenlesem mutlaka yer alacak bir element. Kalamar mürekkebinden yapılmış rizotto yanına yenebilir. Yeni keşfim mor patatesler pişince mor siyah oluyor ortama uyar. Bitter çikolata mutlaka menüde yer almalı başka tadlar ve renkler üzerine fikri olan?
Ölümün trompeti ormanda bulunması zor olan bir mantar türü çünkü ölü yaprakların altına saklanıyor. Şekli trompet gibi tadı delikat ve benzersiz. Yıkamadan silkeleyerek yada hafif fırçalanarak orta ateşte suyunu çekene kadar pişirmek bu lezzetli mantarı kutsamak için ideal. Pazardaki adam sadece bunu ve başka bir mantar çeşidini satıyordu sıradan beyaz mantar yada diğerlerini değil. Fransa'da sevdiğim şeylerden biri bu, tutku duyulan bir şeyin peşinden gitmek sadece 2 çeşit mantar yetiştirmek ve satmak, tüketmeden, az bulunuru takdir edenlerle paylaşmak...

28.11.2008

Herkesin evi, dolma, yalnızlık




Yarın akşam Fransızca kursları takip ettiğim “Maison Pour Tous” (herkesin evi) organizasyonun düzenlediği Değişik Kültürler Gecesi var. Tüm öğrenciler ülkelerini temsil eden bir yemek yapıp bir araya gelecekler, çoluk çocuk tüm ailesiyle beraber, fikre bayılıyorum. Yemekler içeriğini açıklayan küçük notlarla sergilenecek, sonrada tadına bakılacak, dans edilecek, arkadaşlıklar kurulacak, Fransa’da yalnız olan yabancılar çatısı altında…Kimimizin kocası, karısı Fransız ancak bu bölgeden olmayan Fransızlarda yabancı. Nikaragualı kız(içimden devrim şarkıları söylemek geçse de kız normal gözüküyor, çok hızlı konuşan biri barabbabababa), Rus kız (balayka ve votka diyince bayılacak gibi oluyor hayır biz pop dinliyoruz Michael Jackson!! diyor), Endenozyalı kadın (huysuz, Umberto Eco okuyan ), Somalili adam ( sürekli komik olmayan espri yapan, kadınlara karşı şovanist şaka yaptığı için hırladığım), İngilizler Fransızları kıyasıya eleştirirken zevk aldığımız kadınlar ve adamlar, hiçbir fikir sahibi olmadığım başı kapalı Endenozyalı diğer kız, Slovakyalı çekingen kardeşimin Slovakla evli ve orda yaşadığını söyleyince rahatsız olan kız, İngiltere tanıştığı ve aşık olduğu için burada olduğunu sürekli yenileyen Romen, çok güzel hüzünlü bakışlı uzun ince boyunlu kuğu zerafetindeki ancak baktığında kimseyi görmeyen İngiliz kız, ve ben….Kaybolmuş, huzursuz, savunmada, yalnız, varolmaya çalışan kendini yeniden tanımlayan, Fransızca öğrenmeye çalışan insan topluluğu.



Ne pişirebilirim? Türk mutfağına has herkesin beğeneceği, banko dolma. Ancak yaprak bulma meselesi var, burda yok, Paris’ten getirtme süremde yok hmm Cherbourg’ un karanlık yüzüne yolculuğun zamanı geldi. Diskoların yani Cherbourg’un münkün gece hayatının yer aldığı sokağın resmi adı “Rue de la Paix” (barış sokağı) biline adı “kebap sokağı”. Grafitilerle dolu aykırı, isyankar ve oralı olmayan sokak. Pazartesi olduğundan çoğunluğu kapalıydı açık olanda çalışan iyiniyetli fansız oğlanın hiç fikri yok ama beni “Marmara Kebap”a yönlendirdi. Korkarak gittim. Sevimli gülen, kısa boylu bıyıklı bir adam. Merhaba dedim hemen içeri buyur etti oturttu. Kısa parmaklı, tombul elli esnaf adam. Önce konuşamadık, bana aksanımın bozulduğunu söyledi Fransız zannetti beni. Türkçe konuşmamaktan, nerden başlayacağımı bilememekten doğan tutukluk halbuki. Avukatım dedim, aaa bende icra memurluğu yaptım sonra bu rüşvet meseleleri onuruma dokundu bıraktım dedi, Allah işte adamım. Bende benzer şikayetlerimi söyleyince tutukluk bitti 24 yıllık dost olduk. Eski komünist, alevi, yıllarca kasaplık yapmış sevimli bir esnaf adam. Karısı 6 ayda bir geliyormuş ama hiç yalnızlık çeken bir adam gibi değil çok mutlu gelen müşterilerle yarım yamalak fransızcasıyla şakalaşıyor, kısa parmaklı tombul elleriyle hızlı hızlı hareket ediyor. Tabiki yaralı Türkiye’de yaşadığı başına gelen hala çözülemeyen gayrimenkul davaları var ancak kırgın değil, öfkeli değil hayatından memnun. Yaprak bulmak için “kadınlara” soracağını söylüyor. Kadınlar Fransızca bilmeyen, kurslara gitmeyen, dört duvar arasına kapalı genellikle başı kapalı, eşlerinin Fransız metresi solan kadınlar nerden mi biliyorum Tekin Ağbi söyledi öyle ayaküstü. Hemen hepsini örgütlemeyi, isyan başlatmak geçiyor içimden ama neyse daha çok yol var önce Fransız erkekle evli bir Türk kadınını kabul etmeleri lazım.. Çarşamba günü Leonardo ve François ile gidiyorum hem yaprakları almaya, Leonardo’ya döner yedirmeye hem de eşimi tanıştırmaya. Pek parlak geçmiyor, genellikle François’e verilen tepkiler tekrarlanıyor, “vay uyanık nasıl kızı kaptın”, "üzersen valla karşında beni bulursun" gibi şakalar yapıyor ki tipik Türk erkeği tepkisi. François hiç anlamıyor, 5 sene Türkiye’de kalmasına rağmen hala Türklerle gözlerine bakmadan konuşuyor, Tekin ağbi de rahatsız. Oğlum döneri sevmiyor ben utanmış hepsini yiyorum çok tuzlu ve yağlı dönerin, ayıp olmasın diye. Bir tekte rakı içiyoruz hızlıca. Karısı gelince ailecek görüşeceğiz belki daha iyi geçer. Kendimin bu halinden nefret ediyorum, bu bilge adamla konuşamıyorum, iletişemiyorum ki Cherbourg’da bulabileceğim en modern Türk muhtemelen diğerleri hep sofu. Cami varmış yerini bilmiyorum, görmediğim şeye inanamam diyor, önce insanız diyor, sonra bir anda elhamdülillah hepimiz Müslümanız diyor kafam karışıyor.. Bilge çünkü Fransızların Türklerden farkını sorunca “bunlar eğlenmeyi biliyor” diyor çok çarpıcı buluyorum. Yaprak bulamamış nedense aradığından emin olamıyorum.



Pazara uğruyorum yaprak yoksa lahana dolması yaparım. Lahana bulmakta kolay değil, burda kıvırcık koyu yeşil lahana, top lahana, kırmızı lahana var şansıma geniş koca yapraklı dolmalık lahanada buluyorum, her zaman olmuyor.



Dolma için annemi aramam lazım hiç aklımda tutamıyorum dolma tarifini…




22.11.2008

Normandiya usulü Midye-Unutulmuş sebzeler yada hiç bilinmeyen, Les légumes oubliés ou inconnus, Haiku


Çalışmak, genellikle hayattan uzaklaşmayı, hayattan daha az zevk almayı ve yemek yemeği sadece beslenmeye dönüştüren bir süreç. Bu anlamda çalışan kadın/erkeklerin yemek yemeği sadece doyma duygusunu tatmin etmeye indirgemesini kaçınılmaz bir sonuç. Zaman yok, yemek hazırlama ritüeli ortadan kaldıralım, yerine dondurulmuş yada önceden hazırlanmış gıdaları ikame edelim. Bu kapitalizmin işine gelen ve beslediği bir donusum. Sonuçta televizyonda bilmem ne çiftliğinde özenle yetiştirilmiş ve uzun süredir ortalıklarda gözükmeyen bir sebzenin muhteşem dönüşü üzerine reklamlar yok, kocaman fabrikalarda endüstriyel hazırlanmış hazır yemeklerin bolca var. Bir an, derin bir nefes alıp düşündüğümüzde asıl önemli olan nedir, sadece guruldayan karnımız doyurmak mı hem de içerisinde ne olduğunu anlamadığımız bir sürü acaip madde ile, ya da emekle, özenle, heyecanla tekrar  kaybolmuş, unutulmuş bir sebzenin tekrar yetistirilerek, kulağımiza şiirler fısıldamasi ve dualar edilerek pişirilmesi nihayteinde sevdiklerimize sunulması mı?

Ben iflah olmaz bir romantiğim. Sebzelerin izini sürmek onları en taze ve çekici hallerindeyken yetiştirenden almak, sonra üzerine hayaller kurmak, en lezztli haliyle nasıl pişirebilirim, kimlerle paylaşabilirim, en güzel rengini hangi kompozisyonla beraber sunabilirim. Hele renklerine bayiliyorum, her elime aldığımda daha da güzelleşen, parlayan çarpıcı renkleri. Sonbahar renkleri turuncu, sarı çeşitli kabaklar, rengarenk havuçlar, yeşil kereviz yaprakları, kahverengi kabukları kararmadan önce soğanlar, kestaneler, mor pancar, yer elması, beyaz,yeşil pırasa, yine beyaz, sarımtirak karnıbahar, beyaz yeşil rezene vs vs. Kombinasyonlar bitmez.

Sebzelerin unutulması böyle başladı, önce ıspanaklar donduruldu, yıkaması ve hazırlanması güç olduğundan, pişirilmiş yosuna benzeyen yeşil eriyike mahkum olduk. Fransa'ya geldiğimde taze ıspanak, yer elması, pancar, kestane bulamadım, dondurulmuş olanlar hariç. Şimdilerde unutulmuş sebzelerin geri çağıran vefakarlar olduğundan, yeniden yetiştirilmeye başlandılar ve canım Cherbourg pazarında bulunabiliyorlar. Benim gibi romantikler var halen, tohum üretimi birkaç büyük şirketin tekelindeyken ki bu tohumlardan üretilen sebzelerin tohumundan üretim yapamıyorsunuz, tekele savaş açmış unutulmuş sebzeleri tekrar yetiştiren, gerçek tohum üreten bu yüzden başı tarım Bakanlığı ile derde girmiş adamlar var (Kokopelli vs). Modern zaman Don Kişot'ları mor patatesler, kızarmış utangaç havuçlar, sarı, mor havuçlar, yer elması, ıspanak ve benim daha önce görmediğim bir sürü değişik sebze yetiştiriyor. Tekele direnen anarşişt Normandiya çifçileri de bu sebzelerden yetiştirmeye başladı. Bu kadar hikayesi olan sebzeyi elinize alınca gülümsüyor ve takdir ediyorsunuz. Mor patatesler fındık tadında, pembe havuçlar hafif gül. Üstelik havuçları sap ve yapraklarıyla alabiliyorsunuz aynı çizgi filmlerdeki tavşanların yedikleri gibi.

Umudu kaybetmemek lazım. Bir gün kaybettiklerinizi bulabilirsiniz bu geçmişten gelen bir dostta olabilir, anneannenizin anlattığı bir sebzede...Önemli olan bakıştır, nerden nasıl baktığınız değil...Hayaller bazen gerçeğin kendisinde bile daha anlamlıdır. Hayatı olabildiğince fazla yönleri ile görmek lazım bu anlamda bir sebzenin sizi götürebileceği yerleri küçümsemeyin.

Bugün Haiku' ya ilişkin bir kitap aldım bir dostumun önerisiyle. Japon Şiir sanatı. Yalın ve çok katmanlı. İncecik bir heyecanın işlendiği Haiku, Haiku algının, algılamanın yazımı.. Yanında birde boş defter var küçücük kendi Haiku'larımızı yazabilmemiz için. Zaman gerek yalınlaşmak, yoğunlaşmak ve sonunda damıtabilmek için...

Bugün canım denize daha yakın olmak istedi. Melankolik, ışığın yoğun olduğu, algıyı değiştirdiği, bazen vahşi, acımasız, uçsuz bucaksız, kontrol edilmez, güçlü Mans denizi. Denizin tadını özledim, iyodun kokusunu. Yazımı yazarken önümden balıkçı tekneleri geçiyor, denize açılıyorlar balık tutmak, vahşi denize daha yakın olmak için. Bende balığa gitmeliyim bir gün sessizce...

Şimdilik tüm cesaretim Normandiya'ya özgü Moules Mariniére à la Normande (Normandiya usulü midye) pişirmek.

3 kişilik

1,5 kilo Midye
2 küçük mor soğan,
1 avuç maydanoz
Birkaç sap kekik
1-2 defne yaprağı
1 bardak şarap
2 kaşık krema

Midyelerin bıyıkları elle çekilir ve tazelikleri kontrol edilir. Çatlak, açık olanları acımadan atın. Bol temiz suyla yıkayın. Büyükçe bir tencerede küçük kıyılmış soğanlar biraz tereyağı ile sotelenir, kekik, defne yaprağı, şarap, krema eklenir. Yıkanmış midyere ayrıca su eklenmeden tencereye alınır ve midyeler açılana kadar pişirilir yaklaşık 5 dakika. Ateş söndürülerek kıyılmış maydanozlar serpilir ve bekletmeden servis yapılır. Bir midyeyi alıp diğer midyelerin içini çıkarmak için kıskaç gibi kullananarak yerseniz daha pratik olur. Yanına patates kızarması olamadan olmaz. Ben fırında küçük kesilmiş patatesleri 2 yemek kaşığı yağ ile arada çevirerek 30 dk kızartıyorum daha hafif oluyor.


15.11.2008

Baudelaire

De Profundis Clamavi





J'implore ta pitié, Toi, l'unique que j'aime,
Du fond du gouffre obscur où mon coeur est tombé.
C'est un univers morne à l'horizon plombé,
Où nagent dans la nuit l'horreur et le blasphème ;
Un soleil sans chaleur plane au-dessus six mois,
Et les six autres mois la nuit couvre la terre ;
C'est un pays plus nu que la terre polaire ;

- Ni bêtes, ni ruisseaux, ni verdure, ni bois !

Or il n'est pas d'horreur au monde qui surpasse
La froide cruauté de ce soleil de glace
Et cette immense nuit semblable au vieux Chaos ;

Je jalouse le sort des plus vils animaux
Qui peuvent se plonger dans un sommeil stupide.
Tant l'écheveau du temps lentement se dévide !

14.11.2008

Kediler, şiirler, metaforlar, Baudelaire

Les Fleurs du Mal

Viens, mon beau chat, sur mon cœur amoureux;
Retiens les griffes de ta patte,
Et laisse-moi plonger dans tes beaux yeux,
Mêles de métal et d'agate.

Lorsque mes doigts caressent a loisir
ta tête et ton dos élastique,
Et que ma main s'enivre du plaisir
De palper ton corps électrique,

Je vois ma femme en esprit; son regard,
Comme le tien, aimable bête,
Profond et froid, coupe et fend comme un dard.

Et, des pieds jusques à la tête,
Un air subtil, un dangereux parfum
agent autour de son corps brun.

12.11.2008

Françoise Dolto çocuk psikolojisinde devrim


"un enfant ne peut pas vivre pour faire plaisir a ses parents"


Françoise Dolto çocuk, bebek psikolojisinde bilinenleri tersine çeviren devrim yapmış bir bilim adamı ve herhalde en çok hayranlık duyduğum insan. Bu ilginç kadın bebeklerin fetüs iken ve doğuktan sonra hayatı algıladıklarını ve anladıklarını idda etmiş ve kanıtlamıştır. Ondan önce bebeklerin beşikte yatan patatesler olduğuna inanılıyordu.Yaptığı terapi seansları sonucu problem yaşayan pek çok çocuğun bebeklik döneminde yaşadıklarından etkilendikleri ve yaşanan travmaları unutmadıklarını göstermiştir. Seyrettiğim belgesellerde beni en çok etkileyenler terk edilmiş ve yuvaya uyum sağlamayan bebeklerle hemşirelerin günce 1 saat konuşmasını sağlamakmış. Özellikle anlatılan bir örnekte minik bir bebek yuvaya geldiğinden beri sürekli ağlıyor, yemek yemeği ve uyumayı red ediyormuş, Françoise bebekle sürekli konuşarak annesinin onu çok sevdiğini ama başa çıkamadığı şartlar dolayısıyla daha iyi bakılacağı için yuvaya bırakıldığını anlatmış, ona çok iyi bakılacağını ve çokta sevileceğini özel bir bebek olduğunu tekrarlayıp durmuş sonuçta bebek önce yemek yemeğe, sonra düzenli uyumaya ve günün birinde gülücükler dağıtmaya başlamış. Günde 1 saatlik konuşma bebeklerin üzerinde çok olumlu etki yapmış. Bebeklerin özellikle anneleri tarafından dokunulmaya, büyük insanlarmış gibi konuşulmaya ihtiyacı olduğu ve eebklerin unutmadıklarını artık onun sayesinde biliyoruz.
François Dolto bebekken çok hastalanmış ve bir gece doktor annesine muhtemelen bu gece bebeğin sabahı göremeyeceğini söylemiş. Annesi onu sabaha kadar göğsünde sıkı sıkı tutmuş ve bebek françoise ölmemiş ve bebekleri anlamaya doğru yapacağı çalışmaların çıkış noktası bu olay olmuş.
Françoise Dolto 1908-1988 pediatr ve psikanalisttir özellikle çocuklara uyguladığı psikanalizle öncü olmuştur. Simon Beauvoir'dan etkilenmiştir. Lacan'la beraber çalışmıştır. Çocukları birey olarak aileden ayrı algılar ve çocuklar dünyaya anne ve babalarını memnun etmek için gelmemişlerdir diyerek bence son derece çarpıcı bir yorum yapar. Bugün fransa'da çocuk eğitiminde etkisi çok büyüktür. Maisons Vertes'ler (yeşil evler)kurmuştur bugün hale çeşitli kurum, kuruluşların finansmanı ile devam etmektedir. Bu evler anne, baba, büyükanne, büyükaba, bakıcı ve çocuklar için kurulmuştur. Kreş yada bebek bakım evi değildir. Bebklerin, çocukların ve ailelerinin sosyalleşebileceği ortamlardır. Bu anlamda izole olan yada problemli bebekleri olan herkesin can simididir. Ben ve Leonardo'ya ilaç gibi gelmiştir. Her çarşamba sabahı gidiyoruz son model oyuncaklar son derece nazik iki görevli ile başka çocuklar ve anneleri, babaları, bakıcıları. Bugün 10 çocuk vardı. Bu çocuklardan biri akdeniz anemisi bir diğerinde gelişme geriliği olduğudan yaklaşık 2 yaşında olmasına rağmen, yürüyemiyor, konuşamıyor ve sürekli kineterapiye giderek kas gelişimi uyarılmaya çalışılıyor, kafasından kocaman gözlükleri vardı. Diğer çocukların hiç bir sorunu yoktu koşturup her oyuncakla oynamaya çalışmak dışında. Buranın kuruluş amacına uygun olarak tüm bebekler, çocuklar olduğu gibi kabullenilmişti, herkes birbirine ve diğer çocuklara nazik ve anlayışlıydı. Gerçek dünyaya hazırlık yeri. Sağolasın Dolto...Birkaç kitabı türkçeye çevrilmiş olan bu kadını keşfedin önce kendiniz sonra minik yavrularınız için.
Fransız televizyonunda okullardaki sorunlu çocuklara ne yapılabileceğine ilişkin bir belgesel seytettim. Sorunlu çocuklardan biri Fransa'da yaşayan bir işçi çocuğuydu. Derslerini yapmıyor diğer öğrencileri tartaklıyor ve okulu asıyordu. Babyı okula çağırığ çocukla beraber görüşmeye aldılar. Baba yetkililerin ve kameranın önünde oğlum niye böyle yapıyorsun evladım ben kimin için sizin için çalışıyorum okuyun benim gibi olmayın diye konuşuyor arada türkçe "bak dinlemem alırım bunların önünde seni ayağımın altına, s.kerim kafanı ve daha ağza alınmadık binbir küfür ediyordu. Bu kısımları çevirmediler dehşet içinde kulaklarıma inanamayarak dinledim. Sonunda haftada bir kaç gün çocuğun birer saat babasıyla birlikte fabrikaya gitmesinde karar kıldılar okumaz ise onu ne tür bir yaşam bekleyeceğiniz görmesi için. Sorunlu çocuklara yardım değil beni etkileyen babanın çocuğa yaklaşımıydı yani kimbilir evde çocuk nasl muamele görüyor normal olması zaten beklenemez. Aradaki uçurum çok büyük dolayısıyla Dolto gibi çocuğa anlamaya çalışan ve ayrı bağımsız bir varlık olarak değerlendiren bakışla, çocuğu güdülecek, mutlak hakimiyet alanında obje sayan yaklaşım iki zıt uç ve yakın zamanda da kapanmayacak gibi gözüküyor.


18.09.2008

tatil

Tatildeyim sonunda yakinda gorusmek uzere

9.09.2008

Renkler, sesler, çiçekler 2







Renkler, sesler, çiçekler 1






Sonbaharın yağmuru renkleri soldurdu, güneş öyle mi dans eder o, flört eder. Ağustos başında pazarda sebze, meyveden çok çiçek vardı o gün hi. çıkmak istemedim ve neredeyse hepsini fotoğrafladım ama ne gözüm ne gönlüm doydu güzelim rengarenk çiçeklere...Onları sonbahara sakladım hüzne ve solan çiçeklere nispet olsun diye... Mutfak dolaplarını da parlak kırmızıya boyuyorum. Doğa renkleri soldurdu şimdilik çaresi bir kutu boya ve fotoğraflar. Muhakkak yerini tutmaz benimkisi züğürt tesellisi. Yıldız çiçekleri, günebakanlar, papatyalar, lavantalar hem renkleri hem kokuları hayatın vazgeçilmezi...

5.09.2008

sükutu hayal

Hevesle başlamak için gittiğim gönüllü kütüphaneciliğe kabul edilmedim. Kütüphaneye gelenler kitaplar hakkında danışmanlık istiyormuş tabi ben kitapları okumadığımdan uygun değilmişim. Borges'te kütüphanede çalışmış tüm kitapları okumuş sonunda kör olmuş. Gözlerimi kurtardım ama gururum yaralandı. Bende Unicef'e başvuracağım bakalım ne olacak devamı var gönüllü çalışma maceralarımın...

3.09.2008

Kütüphaneci

Bugün Fransa' daki ilk işimi buldum. Gönüllü kütüphanecilik! Daha önce bahsettiğim gibi burda her işe gönüllü olan insanlar var ve bir çok kuruluş, organizasyon da bu şekilde devam ediyor. Fransızca hocamın verdiği bağlantı üzerine, heyecanlar içinde ve kapısına gelince nerdeyse vazgeçmek üzereyken, uzun bir yürüyüş sonucu mahalle arası kütüphanemi buldum "Bibliothéque Pour Tous" yani herkes için kütüphane. Camdan gözüktüğü kadarıyla tavana kadar tüm duvarlarında bir sürü kitap olan başkaca lüksü olmayan bir yer.
Kapıyı çaldım her ne kadar içerisi gözüküyorsa da daha kibar olur diye düşündüm. Ancak bu durum içerdeki yaşlı kadını tedirgin etti. Merhaba diyip gönüllü kütüphanecilik için geldiğimi söyledim. Zannediyorum aksanlı fransızcamdan dolayı (süslenip püslenip gittiğimden görünüşümden olamaz) gönüllü yani maaş yok dedi. İşin mantığı bu gönüllü demek maaş almadan çalışmak dedim ve acaba hızla kaçsam mı diye düşündüm ama hayır bu önyargılı ihtiyarın beni vazgeçirmesine izin vermeyecektim. Valeri' inin verdiği ismi söyledim ama Jacqueline tatilden 15 gün sonra dönecekti. Bu arada henüz içeri girememiştim kapıda laflıyorduk. Biraz daha konuştuktan sonra kadın benden zarar gelmeyeceğine ikna oldu ve beni içeri aldı detayları konuştuk ve cuma öğleden sonraları 2,5 saat kütüphanede durmam için anlaştık. İşi bilmediğimden önceleri biriyle beraber olmamın dah iyi olacağını söyledi kabul ettim. Adımı sordu söyleyince anlamadı kağıda yazdım, telefon numaramı da isteyip istemediğini sordum ve zannediyorum bu noktada biraz rahatladı hatta gülümsedi bile denebilir. Neyse sonuçta artık bir işim var bu memlekette eski avukat yeni gönüllü kütüphaneci Beste Bonnard :)

2.09.2008

Paris, Kitaplar, Anjelik ve Mutfaklardan Taşan Öyküler

Sonunda canıma tak dedi ve İdefiks'ten kitap ısmarlamaya cesaret ettim, bir haftadan az sürede evime teslim edildi. Tijen İnaltong'un son iki kitabı "Mutfaklardan Taşan Öyküler" ile "Turunç Kokulu Düşler", Ahmet Hamdi Tanpınar' ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" kaybettiğim için tekrar aldığım"Mahur Beste" ve Yahya Kemal'in "Anlat İstanbul"'u. Korktuğum gibi gümrük vergisi ödemedim zaten Fransa kitaba gümrük vergisi alsaydı ayıp ederdi. Artık annem ve arkadaşlarım kitap getirme zahmetine katlanmayacak hop internet, İdefiks. Kitap mevsimide başladı, Cherbourg'a daha da erken geliyor 1 eylül şipşak yağmur, sonbahar resmi olarak başladı. Hafta sonu ormanda Leonardo yere düşmüş yaprakları ayaklarıyla savurdu ve hışırdattı. Galiba burda yüzümüzü ısıtacak sonbahar güneşi olmayacak İstanbul' daki gibi.
Kitaplar geldi ama daha okumaya fırsat bulamadan Paris'e gittik annem, kardeşim, Sonia, Leonardo, François ve ben. üç türk, bir slovak, bir fransız bir melez Paris'i gezdi, ancak annem, kardeşim ve Sonia'nın hızına biz yetişemedik o yüzden Leonardo'nın ve bir yandan da çalışan François'in akışına göre hareket ettim ve genelde parklarda geçti. Bu durum işime geldi tabi "Mutfaktan Taşan Öyküleri" yaladım, yuttum. Zaman zaman gözlerimi dolduran, boğazımı düğümleyen bu kitap sımsıcacık, Türkiye'de yaşayan lezzeti tutku haline getirmiş insanların yaşamları ve onların ağzından öykülerini anlatıyor. Benim hiç gittiğim yada bana akrabalarımın yiyecek yolladığı bir köyüm olmadı. Bu kitapta anlatılan yöre mutfaklarının çoğundan haberim bile yok İstanbul'da olan Çiya, karadeniz hariç. Hatta birazda kendimden utanarak İstanbul, İzmir dışında yemek üzerine bu kadar kafa yorulduğunu, çeşitliliği tahmin edemezdim öncesinde yani hem ufkumu, hem gönlümü açtı bu kitap. Paris'e gitmişken "Malongo Cafe"ye uğranmadan olmaz hemde Tijen Hnım için makaron yeyip kahve içmem lazımdı. Bu kahvede dünyanın her yerinden gelen kahve çeşitlerini bulmak mümkün ayrıca yıllardır küçük üreticilerden kahve çekirdeklerini topluyor ve onlara destek oluyorlar sonuna kadar sömürmüyorlar ki bu biraz olsun insanın vicdanını rahatlatıyor, ahlaki ticaret yapıyorlar (çeviri türkçesi oldu farkındayım), kahveleri kaliteli ortam güzel daha ne olsun.
Kitaptan başımı kaldırınca kendimi hemen Çin, Tay ve egzotik ürünler satan Çin Mahallesine attım. Bayılıyorum buraya her seferinde başka bitki, ot, baharat keşfediyorum. Cherbourg'da bulamadığım ne varsa aldım lemon grass-citronelle, taze kişniş, litchi, Tay Fesleğeni, köri otu, köri karışımları, noodles, mirin vs ileride ayrıntılı bahsedeceğim. Ardından aromatik bitkiler satan Truffaut'dan nane, mercanköşk, bayıldığım başka yerde bulamadığım reyhan, uzakdoğu ve hint yemeklerimin vazgeçilmezi kişniş, dereotu otu, ve görünce gözlerime inanamadığım anjelik otu aldım. Bu ottan "Mutfaktan Taşan Öyküler" kitabında bahsediliyordu ve çok merak etmiştim. Bursa'da bir pastanede (kitabı Paris'te unuttuğumdan adını yazamıyorum) reçeli satılıyormuş, otunu baharda Uludağ'ın eteklerinden topluyorlarmış. Bu fransız angelique'de burda pastacılıkta, reçel, likör yapımında kullanılıyor ve çayı yapılarak tüketiliyormuş. İskandinavya'da da çok sevilen bitkinin sapları çiğ olarak reteyağlı ekmekle yeniyormuş. İkiside aynı ot bana kalırsa her ne kadar görmediysem de fransız olanın fotoğrafını koyuyorum bir bilen varsa bu bilgiyi onaylayabilir.

22.08.2008

Sabayon de Beste, Yumurtalı ahududu tatlısı



Mereng, macaron ve benzeri tariflerin sonunda elimde bolca yumurta sarısı kalıyor, bunları değerlendirmek için hemen kolları sıvıyorum. Sabayon Fransızların yumurta sarısı ve şekerin benmari usulü hafifçe pişirilmesi ile yaptığı, tecrübe gerektiren çok hafif bir tatlısı. Meyve ve kahve yanına eşlik etmeyi pek sever kendileri. Ben, yine sabırsız ben, zamanım olmadığında başka bir versiyonunu uyguluyorum ve çok hafif meyveli bir tatlı yapıyorum. Elde kalan yumurta sarılarını da lezzetli bir şekilde bitirmiş oluyorum.

4 Kişilik
4 yumurta sarısı
50 gr şeker
250 cl krema
100 gr kırmızı meyveler (Ben bu sefer ahududu, şeftali ve incir kullandım, bulabilirseniz yaban mersini, böğürtlen ve benzeri kırmızı meyvelerle daha güzel oluyor.)

1-Fırını 200 C ısıtın.
2-Bir çukur kapta yumurta sarıları ve şekeri beyazlaşana kadar çırpın.
3-Tek kişilik 4 adet fırın kaplarına meyveleri paylaştırın ve üzerine karışımı boca edin.
4-10-15 dakika üzeri kızarana kadar pişirin. Soğutup servis yapın.

17.08.2008

Süt reçeli, Confiture de lait



Normandiya bölgesi tarihte tereyağın ilk olarak yapıldığı bölge. Bol yağış alan ve her daim yemyeşil otları olan bu bölgede inekler bayram ediyor. Ben burda ineklerin ot yediği görmedim her zaman oturuyorlar o kadar çok ot varki yemekten yorulmuşlar her biri en az 700-800 kilo gelen bu koca inekler yıllık 6000 kg süt veriyorlar. Bu çok lezzetli ve yağlı sütten kremalar, reçeller, çeşit çeşit peynirler ve benim evde yaptığım yoğurt çok güzel oluyor. Normandiya ineği diğer ineklerden rengi ile ayırt edilebilir beyaz üzerine kızıl benekli aslında Viking'lerin torunları Normandiya'lılarda kızıl saçlı ineklerde onlara benziyor :)

Şimdi gelelim Nutella'nın yerine alacak lezzette oğlumun da bayıldığı bu kalsiyum deposu süt reçeline,

1 kg süt (Bulabilirseniz taze yada günlük süt)
500 gr toz şeker
1 vanilya çubuğu yada esansı

Sütü bir tencereye koyun şeker ve vanilyayı ekleyerek ateşi açın. Arada karıştırarak en az 2 saat pişirin. Beşamel sos kıvamına gelecek ve rengi karamelleşecektir. Bir hafta buzdolabında dinlendirdikten sonra tüketebilirsiniz. (Ben hiç bu kadar bekleyemiyorum ama yine de çok güzel)

Kırmızı frenk üzümü reçeli, jölesi, Gelée de Groseilles




Fransızlar nerdeyse her meyvenin suyundan jöle yapıp reçel gibi yemeğe bayılıyorlar. Önceleri garibime gitsede şimde bende bayılıyorum, renkleri şeffaf olduğundan dolayı hem göze hem damağa hitap ediyorlar. Kıvamıda pastalara dolgu malzemesi ve tartlara baz yapmak, tereyağlı taze ekmeğe sürmek için ideal. Tarifini vereceğim kırmızı frenk üzümü jölesi aslında beyaz etlerin, ördek etinin yanına sos olarak kullanılıyor hafif asitli tadından dolayı özellikle yağlı etlerle çok iyi uyum sağlıyor. Frenk üzümünün faydaları saymakla bitmediğinden ve tadını çok sevdiğimden ben reçel olarak kahvaltıda da tüketiyorum. (Şekeri düşürüyor, karaciğer şişliğine iyi geliyor, kanı ve böbrekleri temizliyor, antioksidan vs vs)


500 gr kırmızı frenk üzümü
300 gr veya daha fazla şeker
3 yemek kaşığı su

1-Üzümleri bir çatal yardımıyla saplarından sıyırın. Yıkayın iyice kurulayın.
2-Suyu ve üzümleri bir tencereye koyun ve ateşi açın. Bir kepçe yardımıyla meyveleri patlatarak ezin. Kaynamaya başlayınca 3 dakika bekleyin ve ateşten alın.
3- Çok ince un süzgecine koyun, suyu süzülsün ancak ezmeyin. Çıkan suyu ölçün ve aynı oranda şeker ile ocağa koyun. Şekeri iyice eritene kadar pişirin ve kavanoza doldurun yaklaşık 250 gr civarı reçel elde edeceksiniz. Afiyet olsun...

13.08.2008

Tarte au Groseille, kırmızı frenk üzümlü tart


Bu şeffaf kırmızı meyveleri çiğ yemek isterseniz buruk tadından dolayı yapamazsınız. O yüzden ya suyu ile reçel yapmak yada benim gibi tart yapmanız lazım. Pasta süslemede dekoratif olmasından dolayı sıkça kullanılıyor.Bu küçücük içi dolu fıçıcık meyvelerin antioksidan özelliği çok yüksek olup bedeni temizleyen ve arındıran bir meyvedir. Bulursanız kaçırmayın.


500 gr frenk üzümü
200 gr şeker
1 tatlı kaşığı mısır nişastası
Bir tart hamuru (hazırlanması çikolatalı tart kısmında anlatılmıştır.)

Fırını 180 C ısıtın. Tart hamurunu açıp tart kalıbına yerleştirin. Üzerine frenk üzümlerini koyun. Mısır Nişastasını sepeleyin ve en üste şekerin tamamını serpin. 40-45 dakika pişirin yanında kaymakla, vanilyalı dondurma yada krem şanti ile servis yapın.


Krem Şanti Yapımı

200 gr soğuk krema
50 gr pudra şekeri
1 paket vanilya
Önceden soğutulmuş çukur kap

Soğutulmuş kabın içine yine çok soğuk kremayı ekleyip mikserle yavaş ayarda karıştırın. Sertleşmeye başlayınca şeker ve vanilyayı ekleyin ve servis edin.





12.08.2008

Leonardo Levend ismi üzerine yanlışlıklar komedyası


Oğlum doğmadan hatta daha düşüncesi oluşmadan önce adının "Leonardo" olması konusunda eşimle sessiz işbirliği içindeydik denebilir her ikimizde onun hayranı olduğumuzdan sürpriz değildi bu durum. Önce kim teklif etti hatırlamıyorum bile...

Ben "Leonardo" Fransızca'da Türkçe'de olduğu gibi telaffuz edilir zannediyordum değilmiş "o"'yu atarak "Leonar" diyorlarmış gol bir. Ayrıca kısaltılması "Leo" latince aslan olur diye düşünmüştüm halbuki "Léo" ayrı bir isimmiş. Sonradan François' nın arkadaşlarının ona Leonardo Da Vinci lakabını taktığını da Normandiya'ya taşınınca öğrendim ve hoş oldu tabi.

Adını Leonardo koyacağımızı söyleyince arkadaşlarımızın bir kısmı hemen Leonardo Da Vinci ne hoş diyordu aaa Leonardo Di Caprio diyenlerle hemen arkadaşlığımızı kestik:)

Türkçe isim konusunda bayağı uğraştık ve çok sevdiğim bir arkadaşımın adı ve anlamı güzel olduğundan "Levent" olsun dedim. Fransızca'da "le vend" yani rüzgar demek oh fıstık gibi, ayrıca kısaltmasıda "Leo" olur hem fransızca hem türkçe aynı!! Değilmiş meğer türkçe kısaltması "Levo"ymuş. Ben niyeyse "Leo" olduğundan emindim.

"Leo" doğunca ben nerdeyse bir ay dışarı çıkamadığımdan önce François gidip konsolosluğa kaydettirdi ve pasaport çıkarttı. Pasaport gelince ismine bir baktım "Leonardo Levend" yani "d" ile rüzgar değince fransızca yazıldığı gibi kaydettirmiş François. Neyse eskinden de Levent zaten Levend' di dedik artık ne yapalım :)

Şimdi oğlum 27 aylık biz ona "Leo" ' da, "Leonardo"' da diyoruz, oda kendine daha kolay olduğu için "Leo" diyor. Fransız'lar "Leonard", benim akrabalarım "Levent" diye seslenince gıcık oluyorum "Leo" dersemde eeee! hani "Leonard"' dı diyorlar. Üf ki ne üf. Belkide baştan sadece Leo deseydim herşey daha kolay olurdu ama böyle hikayeleri olmazdı. Bu daha başlangıç bakalım ilerde neler olacak.

Macarons, badem kurabiyeleri


Macaronlar ah canım macaronlar, yapması uzun zaman aldığından her akşam macaron diye sayıklayıp her sabah macaron diye kalkıyorum ve hiçbir zaman bekleme sürelerini tutturamıyorum sabırsızım ben sabırsız. Pierre Hermé' nin macaronlarının değil aynısı yaklaşanını yapabilsem herhalde kanat takıp uçarım. Yılmak yok şimdilik deneysel çalışmalarımıza devam.

Şimdi gelelim yapılışına basit macaron tarifi;

110 gr yumurta beyazı (3 gün buzdolabında bekeltilmiş ancak kullanmadan 4 saat önce oda ısısına getirilmiş, Pierre Hermé' ye göre bu yumurta beyazının daha likit hal gelmesini sağlıyor ve pişerken yumuşak kalıp dağılmıyor) Bu kısmı beni öldürüyor yani 3 gün beklemek of of
225 gr pudra şekeri
125 gr toz badem ( Elekten geçmesi gerekiyor o incelikte) (150 derecede 10 dakika kavrulmuş ve soğutulmuş)
30 gr toz şeker
İstenirse çay kaşığı ucuyla gıda boyası

Yumurta beyazlarını kar beyazı haline gelene kadar çırpalım. İçine bir çimdik tuz ve birkaç damla limon ekleyip iyice katılaşana kadar çırpalım. Şekeri ekleyip çırpmaya devam edelim. Ben mikserle daha iyi sonuç alıyorum.Bu noktada isterseniz gıda boyasını ekleyebilirsiniz.
Bir kenara pudra şekeri ve badem tozunu eleyin. Bu karışımın yarısını kar beyazına ekleyin ancak karışımın kırılmaması için alttan üste doğru bir spatula yardımıyla yavaşça harmanlayın. Kalan şeker, bademi ekleyin. Bu karışımın sağlam ama şekil verecek kadar yumuşak olması gerekiyor. Önceden yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine krema şekillendirici yardımıyla düzenli aralıklarla ve eşit olarak sıkın. Resimlerde gördüğünüz gibi ben yapamadım henüz! Şimdi Pierre Hermé derki açık havada 40 dakika bekletin üzeri kabuk olsun ki pişerken kırılmasın. Ben bu aşamayı es geçtim ve macaronlarımın üstü çatladı. Tepsiyi150 dereceye ısıtılmış fırında 12 dk küçükler 15 büyükler için pişirin. Dışarı çıkartıp soğutun kolayca tepsiden ayrılacaktır. Tam lezzetini alması için hava geçirmeyen bir tupperware' de 2 gün bekletin. Mutlaka bekletin ben bile dayandım inanılmaz lezzetli oluyor.





10.08.2008

Paella (İspanyol deniz ürünleri pilavı)




300 gr yuvarlakça pirinç
500 gr midye
500 gr karides
500 gr tarak-kum midyesi veya ne bulabilirseniz
500 gr kalamar
1 kilo beyaz etli balık
15 cm chorizo yada acı sucuk
400 gr domates
2 kırmızı biber
2 yeşil biber
4 diş sarımsak
2 soğan
3 yemek kaşığı zeytinyağı
1/2 çay kaşığı zerdeçal
2,3 safran
2 bardak balık suyu
tuz, karabiber

  1. Balığı ayıklayıp sadece kafasını ve kuyruğunu suda haşlayın. Suyunu süzüp kenara alın.
  2. Karidesleri yıkayıp 2 bardak kaynamış suya atarak birkaç dakika haşlayın . Soğuyunca kuyrukları kalacak şekilde ayıklayın, birkaç tanesini dekorasyon için bütün bırakın. Suyunu süzüp, bu suyu balık suyuna ekleyin.
  3. İyice yıkanmış midyeleri bir tencerede su koymadan pişirin. (Midyelerin önce bıyıklarını çıkartın eğer açılmış olanlar varsa acımadan atın çünkü bozulmuş demektir.) Pişince kabukları açılacaktır. Tencerede kalan su varsa karides/balık suyuna ekleyin.
  4. Bir tavada ince kıyılmış soğan, sarımsağı zeytinyağı ile kavurun. Pembeleşince kabukları soyularak küpküp doğranmış domatesleri içine atın. Safran, zerdeçalı ekleyip domatesler yumuşayıncaya kadar pişirin.
  5. Bir diğer tavaya zeytinyağı koyup doğranmış kalamar ve kum midyelerini soteleyin. Sucukları, karidesleri, midyeleri ekleyin ve bu karışımı domatesli sosa koyup suyunu çekene kadar pişirin.
  6. Büyükçe pilav tenceresinde biraz zeytinyağı ile pirinçleri çevirin. Üzerine Karides, kalamar, midye karışımını dökün. En üste çiğ ve parçalara ayrılmış balığı koyun. Üzerine ölçerek 750 su+ balık/karides suyu karışımını ekleyin yaklaşık 20 dk pişirin. Demlendirin.
  7. Balıkları dikkatlice alın yoksa dağılır. Pilavı güzelce karıştırıp üzerine balıkları ve tüm karidesleri pay ederek güzel bir beyaz şarapla servis yapın.



b

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin